Haber Özeti: İstinaf mahkemesi, Kemal Kılıçdaroğlu‘nun Süleyman Soylu aleyhine açtığı 10 kuruşluk davayı haksız bularak reddetti; ancak Soylu’nun açtığı karşı davada Kılıçdaroğlu’nu 10 bin TL tazminata mahkum etti.
Siyasi Üslup Davasında Mahkemenin Kararı Neyi Değiştirdi?
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi tarafından incelenen dosyada, Türk siyasetinin iki önemli ismi arasındaki hukuk mücadelesinde dengeler değişti. Yerel mahkemenin daha önce verdiği her iki tarafın talebini de geri çeviren hükmü, üst mahkemece Süleyman Soylu lehine bozuldu. Mahkeme heyeti, Soylu’nun kamuoyuna yansıyan beyanlarını siyasi eleştiri özgürlüğü çerçevesinde görürken, Kemal Kılıçdaroğlu‘nun kullandığı tahkir edici ifadelerin sınırları aştığına karar verdi.
Sürecin odağında yer alan ‘değeri 5 kuruş’ şeklindeki nitelendirme, yargı tarafından bir eleştiri değil, doğrudan kişilik haklarına yönelik bir saldırı olarak tanımlandı. Bu karar, siyasetçilerin birbirlerine yönelik kullandıkları aşağılayıcı metaforların hukuki bir yaptırımla karşılanacağını bir kez daha tescillemiş oldu. 2021 yılının Mayıs ayından bu yana süregelen bu ihtilaf, 10 bin TL’lik manevi tazminat hükmüyle sonuçlanmış oldu.
Tazminat Miktarı ve Hukuki Gerekçeler Geçmişle Nasıl Kıyaslanıyor?
Eski CHP liderinin 10 kuruşluk sembolik talebi reddedilirken, Soylu’nun 20 bin TL’lik karşı dava talebinin yarısı olan 10 bin TL kabul edildi. 2024 ve 2025 yıllarındaki benzer davalarda mahkemelerin daha çok ‘karşılıklı tahrik’ ilkesini işleterek davaları reddettiği görülürken, bu kararda net bir ‘hak ihlali’ ayrımı yapılması dikkat çekicidir. 28 Mayıs 2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizle birlikte ödenecek olan meblağ, manevi tazminatın caydırıcılık işlevini de ön plana çıkarıyor.
Yargıtay’ın geçmişteki yerleşik içtihatlarında, siyasi figürlerin sert eleştirilere karşı daha dayanıklı olması gerektiği vurgulansa da, bu dosyada kullanılan ifadelerin ‘kişilik değerlerini küçültücü’ mahiyette olması ibreyi değiştirdi. Mahkeme, ifade özgürlüğünün mutlak olmadığını ve bir başkasının şeref ve haysiyetini zedeleyemeyeceğini net bir dille karara bağladı.
Kararın Siyasi Tartışma Kültürü Üzerindeki Etkisi Ne Olacak?
Siyaset sahasındaki dilin sertleştiği dönemlerde yargının verdiği bu tür kararlar, demokratik tartışma ortamının sınırlarını belirleme noktasında kritik rol oynuyor. Vatandaşlar açısından bu karar, siyasi rekabetin hakaret içermeden yapılması gerektiğine dair bir toplumsal mesaj taşıyor. Kamuoyu, bu tür yüksek profilli davaların sonuçlarını, hukukun üstünlüğünün ve kişisel hakların korunmasının bir göstergesi olarak takip ediyor.
Özellikle ana muhalefet ve bakanlık seviyesindeki isimlerin hukuk önündeki bu hesaplaşması, gelecek seçim dönemlerinde kullanılacak retorik üzerinde de etkili olabilir. Maddi yaptırımın yanı sıra manevi bir ‘haksızlık’ tescili anlamına gelen bu karar, siyasi nezaket kurallarının hukuki bir zeminle desteklendiğini gösteriyor.
Siyasetçiler Arasındaki Tazminat Davalarının Tarihsel Süreci
Cumhuriyet tarihinden bu yana siyasi liderlerin birbirlerine açtığı manevi tazminat davaları, siyaset sosyolojisinin ayrılmaz bir parçası olmuştur. 1970’li yıllarda Ecevit ve Demirel arasındaki polemiklerle başlayan, 2000’lerde ise çok daha yüksek meblağlarla devam eden bu gelenek, hukukun siyasi bir denetleme mekanizması olarak kullanıldığını kanıtlıyor. Uzman hukukçular, bu tür kararların ‘siyaseti dizayn etme’ amacı taşımadığını, aksine anayasal güvence altındaki kişilik haklarını koruma amacı güttüğünü belirtiyor.
Davaya konu olan 2021 yılındaki televizyon programları ve sosyal medya paylaşımları, o dönemin gergin siyasi atmosferini yansıtıyordu. Ankara 29. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin ilk etapta verdiği ret kararı, bugün istinaf aşamasında bozulmuş olsa da, süreç boyunca yargının ifade özgürlüğü ile hakaret arasındaki dengeyi hassas bir şekilde tarttığı görülüyor.


