TL;DR: Ali Babacan, yargının bir cezalandırma aracına dönüştürülmesinin demokrasiyi bitirdiğini vurgulayarak, kayyum ve AYM kararları üzerinden iktidara samimiyet çağrısı yaptı.
Gençlerin Geleceği Neden Risk Altında?
Ekonomik istikrarsızlığın en ağır faturasını genç kuşağın ödediğini dile getiren Ali Babacan, son verilere göre 15-34 yaş arasındaki 6,5 milyon vatandaşın ne bir okulda ne de bir işte yer aldığını açıkladı. Yüzde 27 seviyesine dayanan bu oran, son 4 yılın zirvesi olarak kayıtlara geçerken, gençlerin umutsuzluk nedeniyle yasa dışı yapıların pençesine düşme riskiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulunuldu.
Devletin temel sorumluluğunun evlatlarına fırsat eşitliği sunmak olduğunu hatırlatan DEVA Partisi lideri, kamu yönetiminde liyakatin yerini alan ‘partizanlık’ anlayışının ülkenin yönünü kaybetmesine yol açtığını savundu. Gençliğini kaybeden bir toplumun geleceğinin de karanlıkta kalacağını belirterek, istihdam ve eğitim politikalarının acilen revize edilmesi gerektiğini ifade etti.
Hukuk Sistemi Bir ‘İkna Sopası’ mı?
Yargı organlarının siyasi iradenin vesayeti altında olmasını sert bir dille eleştiren Ali Babacan, özgürlüklerin kağıt üzerinde kaldığı bir düzende toplumsal güvenin inşa edilemeyeceğini belirtti. Mahkemelerin tarafsızlığını yitirmesinin, adaleti sadece güçlülerin hizmetine sunduğuna dikkat çeken lider, iktidarın bir yandan reform sözü verip diğer yandan yargıyı muhalefeti sindirmek için kullanmasının büyük bir tutarsızlık olduğunu vurguladı.
Özellikle Can Atalay dosyası ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmaması noktasında Meclis’in yetkisizleştirildiğini söyleyen Babacan, güçler ayrılığının fiilen ortadan kalktığını ifade etti. Geçmişte hukukun üstünlüğüne dayalı devlet geleneğinin, bugün yerini tek bir kişinin tüm sistemi kilitlediği hiyerarşik bir tahakküme bıraktığını hatırlatarak, çıkış yolunun yargıyı siyasetin gölgesinden kurtarmaktan geçtiğini ekledi.
Kayyum ve Güvenlik Zafiyetleri Nasıl Çözülür?
Yerel yönetimlere yönelik kayyum atamalarının hukuki bir güvenceden yoksun olduğunu dile getiren Babacan, halkın iradesinin gasp edilmesinin demokratik değerlerle bağdaşmadığını savundu. Meclis’te çoğunluğu elinde bulunduran partilerin sadece tavsiye raporları hazırlamakla yetinmesini ‘garabet’ olarak niteleyerek, çözümün gerçek bir yasama iradesiyle mümkün olabileceğini belirtti. Seçilmişlerin yerine atanan memurlar döneminin kapatılması gerektiğini vurguladı.
Son dönemde kamuoyunda ses getiren ‘Casperlar’ gibi organize suç örgütü soruşturmalarına da değinen Babacan, kamu görevlilerinin bu yapılarla anılmasının derin bir kurumsal çürümeyi işaret ettiğini söyledi. Soruşturmaların şeffaf yürütülmemesinin devlete olan itimadı zedelediğini, çözümün ise denetlenebilir ve şeffaf bir yönetim anlayışıyla sağlanabileceğini dile getirdi.
Adaletin Tarihsel Arka Planı ve Geleceği
Türkiye’nin demokrasi serüveninde yargı bağımsızlığı her dönem kritik bir eşik olmuştur. Babacan, 2000’li yılların başındaki Avrupa Birliği uyum süreçlerinde atılan demokratik adımların bugün büyük oranda geriye gittiğini hatırlattı. Eski Dışişleri ve Ekonomi Bakanlığı tecrübesiyle, yatırım çekmenin ve toplumsal huzuru sağlamanın ön şartının bağımsız mahkemeler olduğunu belirten siyasetçi, hukukun olmadığı yerde ekonomik kalkınmanın hayal olduğunu bir kez daha altını çizerek hatırlattı.


